Ne yazık ki; «Biz Konuşuyoruz, Biz Dinliyoruz!»
4/1/2009 ·
TRT, Kürtçe yayın yaparak, bir ulusun ulus olma özelliklerinden DİL bağının yok edilmesi ve dil bağının yok olmasıyla ayrışmaya yol açtığının acaba farkında mıdır?
Acaba Kürtlerin "etnik azınlık" olduğunun tescillenmesine mi yol açılmaya çalışılıyor?
Acaba Kürtlerin etnik yapısının ortaya çıkartılarak, etnik bölünme mi yapılmaya sağlanıyor?
Tüm bunların cevabı elbette ki bölünmeye doğru bilinçli adımlar olduğunu bilmekteyiz.
1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Kürtler "azınlık" olarak sayılmamışlardır.
Çünkü etnik köken göz önüne alınmaksızın dini birleştirme temel olarak alınmıştır ve Kürtler TC vatandaşı sayılmıştır. Zaten başkası mümkün olamazdı.
Aslında azınlıklar için 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Anlaşması'nda net bir tavır konmuştur. Lozan Barış Anlaşması'nın da "uluslar arası" bir anlaşma olduğunun da altını çizmekten yanayım. Bazıları hala bu anlaşmayı yok saymış olsalar bile…
Lozan Anlaşmasının 37 ve 45 maddeler arasındaki hükümler azınlıkları tanımlar.
38 maddenin 3. Fıkrasında:
"Müslüman-olmayan azınlıklar, bütün Türk uyruklarına uygulanan ve Türk Hükümetince, ulusal savunma amacıyla ya da kamu düzeninin korunması için, ülkenin tümü ya da bir parçası üzerinde alınabilecek tedbirler saklı kalmak şartıyla, dolaşım ve göç etme özgürlüklerinden tam olarak yararlanacaklardır."
hükmünde azınlık tanımı gayet açıktır: "Müslüman olmayanlar!"
Azınlığın sadece Müslüman olmayanlardan oluştuğunu belirtmek için 42. maddenin 3. fıkrasında başka bir hüküm yazılmıştır:
"Türk hükümeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir."
Dikkatinizi burada bir noktaya çekmek isterim. Bu hükümler gereği camii ve cem evi gibi bugün AB'nin Alevilerinde azınlık saymasını gerektirecek bir hüküm yer almamıştır. Hiçbir şekilde uluslar arası bir anlaşma olan Lozan'da Müslümanlığın ibadethaneleri sayılmamıştır!
Yine Lozan'ın azınlıklarla ilgili dil konusundaki hükümlerine bakalım.
41. maddenin ilk fıkrasında:
"Genel(kamusal) eğitim konusunda, Türk Hükümeti, Müslüman-olmayan uyrukların önemli bir oranda oturmakta oldukları il ve ilçelerde, bu Türk uyruklarının çocuklarına ilkokullarda ana dilleriyle öğretimde bulunulmasını sağlamak bakımından, uygun düşen kolaylıkları gösterecektir. Bu hüküm, Türk Hükümeti'nin, söz konusu okullarda Türk dilinin öğrenimini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır."
Hükme bakıldığında görülüyor ki, azınlıklara ilkokulda anadilde öğrenim hakkı verilmekte, ama Türkçenin Türk devletinin ve Türk ulusunun dili olduğu unutulmadan Türkçe öğretilmektedir. Bir devletin dilini o devletin uyruklarının öğrenmesinden ve o dille iletişim kurmasından daha doğal bir şey olamaz.
Azınlık tanımını, Lozan'da nasıl kabul edildiğini açık seçik anlaşma maddelerinde görmek mümkündür.
Azınlık denilince hiçbir zaman etnik köken alınmamıştır. Lozan gibi uluslar arası bir anlaşmanın ve bu anlaşma metinlerine imza atanların hiç birisinde karşı hüküm konmamıştır. Kürtlerden ve Alevilerden söz edilmemiştir.
Azınlığı belirleyen en önemli unsur "DİN" dir.
Şimdi AB'nin bizlere dayatmasına bakıldığında "KÜRT ve ALEVİ" de azınlık sayılmak istenmektedir.
Azınlıklar gayet açık bir biçimde Lozan'da tanımlanmış ve son nokta konmuştur.
Bir ulusun ulus olma özelliklerinden Tarih, DİL ve DİN en önemli özelliklerdendir.
Kürtlerin ve Alevilerin AB ağzından, azınlık sayılmalarındaki temel amaç:
TÜRK MİLLETİNİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜN BOZULMASININ İSTENMESİDİR.
Geçmiş yüzyıllara bakıldığında Kürtlerin hiçbir zaman ulus olma çabaları olmamıştır.
Türklerin ulus olma yolundaki çabalarına, Kürtler bu ulusallaşma sürecine önemli bir katkıda bulunmuşlardır ve kendilerini bu ulusun içinde hissetmişlerdir.
İngiltere'nin Birinci Dünya Savaş'ı sırasında etnik kökeni kullanarak, Kürtleri kışkırttığı ve ayrı bir devlet olma yolunda ki entrikalarını Kürtler görerek ellerinin tersi ile itmişlerdir.
Bilindiği üzere TRT yepyeni bir uygulama başlattı. Kürtçe yayın yapılmaya 2009 itibarıyla bizlere YENİ YIL(!) hediyesi gibi sunulmuştur. AB nin isteği doğrultusunda PKK ile ortaya çıkan ve Kürt Milliyetçiliğinin yapıldığı ve dil üzerindeki ayrışmanın tescillendiği bir süreç başlamıştır.
Dil bilimci değilim, ama okumayı seven biri olarak Kürtçenin bir dil olduğu bile tartışmalıdır.
Ulus dili olması için, bilimsel bir dil temeline bağlı olabilmesi için, bir dilin tarihsel bir sürecinin olması gerekmektedir.
1500-2000 yıl öncelerinde Kürtlerin tarihsel bir kavramları var mıdır? Bu geçmiş zaman içinde baktığımızda Kürtlerin Türklerin yanında bir "Türk kolu" olarak yaşamlarını devam etmişlerdir. Dolayısıyla dilleri ile tarihsel bir geçmişleri ve dili oluşturulacak tarihsel kavramları yoktur.
Çünkü bu tarihsel süreci, Türkler ve Kürtler beraber yaşamış ve oluşturmuşlardır.
Tarihsel süreç içinde yaşadıkları coğrafyaya bakıldığında Osmanlı'nın hâkim olduğu topraklarda ki Arap ve Farsların etkisinde kalarak, bölgesel bir lehçe ya da ağız oluşturmuşlardır. Kürtçe olarak söz edilen dile bakıldığında kendi aralarında bile ayrışan, birbirleri ile anlaşılamayan lehçeler söz konusudur. TRT'nin bir kaç lehçenin bir araya getirilerek bir birleşim yaparak "zoraki" bir dil oluşturma çabaları vardır. Yani AB ağzıyla yepyeni bir dil üretilme yolunda hızlı adımlar atılmıştır. Kürt devleti kurularak Kürt ulusu yaratma yolunda adımlar atılmaktadır. Oysa bu süreç içinde, şimdi pembe hayaller çizen bir ütopyada en çok zararı çekecek olan yine Kürtlerdir.
Bir ulusu ulus yapan özelliklerin en önemli unsurlarından dil, ne yazık ki "ayrımcılık" olarak hükümet eliyle ayrışımcılığa neden olduğu görülüyor.
TRT yayını ile dil bağı kopartılmaya çalışılmaktadır. Zaten yeni bir anayasa yapılarak üniter devlet yapısının yok olması yolunda, Atatürk İlke ve Devrimlerinin tamamen ortadan kaldırılmaya yönelik bir çalışmadır.
"Siz farklısınız(!)" adımıyla Kürtlere farklı bir statü verilmeye çalışılmaktadır ki, bu da etnik kökene girerek Kürt milliyetçiliğinin yapılmasıdır. Etnik ayrımcılığın temeli bölünmedir.
Bu gün Atatürk Milliyetçiliğinin yapılmasını ırkçılık olarak görenler, Kürt Milliyetçiliğinin yapılmasında bir beis görmemektedirler.
Son zamanlarda Kemalizm, Atatürk Milliyetçiliğinin hükmü geçti diyenler, Atatürk milliyetçiliğinin asla ırka dayanmadığını pekala da bilmektedirler. Irka dayanmayan bir Milliyetçilik onlar için aşılmazı zor bir engeldir. O zaman etnik milliyetçiliği yapamayacaklarını ve etnik olarak bölünmeye yardım ve yataklık edemeyeceklerini düşünerek, Kemalist düşüncenin eskidiği masalını uydurmak zorundadırlar ve bunu da pekâlâ gözlerimizin içine bakarak yapmaktadırlar.
Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Kendi kuruluş yasalarıyla çelişen TRT için elbette gereken yapılacaktır. Bu ülkede hala hukuk geçerlidir ve bu uğurda hukuk yolunu açacak vatansever hukukçuların hala olduğu kanısını taşımaktayım.
Unutmayalım ki, masumane gösterilen, "ne var anadillerini öğrenecekler(!)" diyerek yapılan yayından sonra, etnik bölücülüğe yol açacak daha çok yaptırımlar gelecektir.
Unutulmasın ki, dış mihraklar tarafından çeşitli oyunlarla emperyalist güçler tarafından Osmanlı'dan ayrılan ülkelerin hallerine bakmak gerekir. Suriye… Irak… Filistin… Balkanlardaki ülkeler en büyük zulümleri görmüşler ve hala görmektedirler…
Kürtlerin akıllarını başlarına alması gerekir. Bugün elma şekeri gibi sunulan bu dil projesi kendileri için değil BOP kapsamındaki "Büyük İsrail Projesi" kapsamında "kullanılma" projesidir ve ellerinde şekeri ve elması yendikten sonra kazıklar kalıverecektir!
Sayın Hikmet Bila'nın yorumlarıyla noktayı koymak gerek kanımca…
"………….. Anayasanın ilk dört maddesi işte böyle. Birçok Türk vatandaşının aklına, elden gitme tehlikesi baş gösterince gelen maddeler...
Şimdi sanılıyor ki, anayasanın bu hükümleri, bir iktidar partisinin ya da iktidar partisinin peşine takılmış bir muhalefet partisinin Meclis'ten apar topar çıkardıkları yasalarla yazıldı. Sanılıyor ki, şu beş-on cümle içinde özetlenen hükümler, üç-beş tane hukukçu ya da kendini hukukçu sanan profesörün Abant'ta ya da Kızılcahamam'da kampa girerek yazdıkları ısmarlama maddeler.
Kimileri öyle sanıyor.
Kimileri yanılıyor.
Anayasanın ilk üç maddesinde bir ulusun, tutsaklığa karşı, sömürgeciliğe karşı, emperyalizme karşı isyanı yatıyor. Öyle olduğu içindir ki, hemen ardından 4'üncü madde geliyor. İlk üç madde, kurtuluş için, cumhuriyet için, laiklik için, özgürlük için, eşitlik için, çağdaş uluslar ailesinin bir üyesi olarak, adam gibi yaşamak için dökülen kanlarla yoğrulmuş. İlk üç maddenin temelinde üç yüz yıldır süren, Cumhuriyet devrimiyle amacına ulaşan çağdaşlaşma mücadelesi yatıyor.
Kâğıt üzerinde bu maddeleri değiştirebilirsiniz.
Etrafından dolaşıp hukuk numaraları da yapabilirsiniz.
Ama yaşamın gerçekleri kâğıt üzerindekilere uymayabilir."
Saygılar.

